
Kuantum fiziğine göre zaman düz bir çizgi değil, dairesel ve çok boyutlu bir alandır.
Sarkaç temelli bir yapıya sahip olması zamanın -geçmiş, şimdi ve gelecek- olarak birbirinden keskin çizgilerle ayrılmadığını aksine sürekli bir etkileşim içinde olduğunu gösterir. Zaman, yalnızca ileriye doğru akan bir akış değil, boyutlar arası bir döngüdür ve öyleyse insan zihni bu döngüye aynı anda erişebilir. Bu da bize, bugün geçmişte yaşanmış bir olayı hatırlayıp ona farklı bir anlam yüklediğimizde o anın enerjisini dönüştürebileceğimizi gösteriyor.
Söz konusu olan olayın fiziksel gerçekliği değiştirmek değil, anlamamız gereken, olayın bizim üzerimizdeki etkisini farklılaştırmak olmalı. Travmatik bir an ona bakış açımız değiştikçe yerini anlayışa bir nevi farkındalığa, şifaya bırakabilir.
Oysa kuantum fiziğinin bize olasılık olarak sunduğu boyutsal zaman anlayışı, geçmişte karanlıkta kalmış, acı veren ve bizi aşağıya çeken duygu durumlarımızı bugün fark ederek dönüştürebileceğimizi gösteriyor. Yaşanmış olayları değiştiremeyiz belki ama onlara yüklediğimiz anlamı ve o anların üzerimizdeki etkisini dönüştürme gücüne sahibiz.
Gezegenlerin retro (gerileme) dönemleri, gökyüzünün bu sarkaçsal zaman yapısı içinde bize açtığı özel kapılar ve frekanslar neden olmasın?
Retro sadece geriye gitmek değil, fark etmek, geri dönmek ve yeniden yapılandırmak için zihinsel ve ruhsal bir geri çağrıdır. Bu dönemler, geçmişle barışmak, bastırılmış duygularla yüzleşmek, yarım kalanları tamamlamak ve zihinsel dosyaları yeniden düzenlemek için güçlü fırsatlar sunar.
Öyleyse, her gezegen için evet ama öncelikle, 9 Kasım’da başlayacak olan Merkür retrosunu geçmişin izlerini yeniden değerlendirme zamanı olarak görebiliriz. Zihnimizin karanlıkta bıraktığı anları yeniden anlamak, anlamlandırmak, aydınlatmak, bugünkü gerçekliğimizi ve geleceğimizi eminim ki değiştirecektir.
Dilâra Efeoğlu
