
Korku, insanın evrimsel tarihinde hayatta kalmak için geliştirdiği temel bir mekanizmadır. Bir tehlike anında tepkiler devreye girer ve bedenin tehditlere karşı hazır hale gelmesini sağlar. Bu sistemin amacı aslında oldukça basit ve nettir; tehlikeden korunmak ve güvenliğe ulaşmak. İlkel bir davranış modelidir, insanoğlunun yapısını oluşturan temel bir sisteme aittir. Ancak bu doğal sistem bazen insan zihnini yönetmek için bir tuzağa dönüşebiliyor. Korkular, özellikle belli durumlarda mantıklı düşünmeyi zorlaştırır. Bu da yönlendirmek ve kontrol edilmek için kullanışlı bir araca dönüşebilir. Hatta korku duygusu sadece kişisel değil aynı zamanda toplumsal ölçekte de etkili bir manipülasyon aracı haline gelebilir, getirilebilir. Medya, siyaset ve her türlü iletişim yöntemleri üzerinden tehdit algısı artırıldığında, insanlar düşünmeden harekete geçmeye yönlendirilebilir. Örneğin, “Tehlike kapıda- dikkatli ol” gibi mesajlar karar verirken sağduyudan uzaklaştırma sinyali iletilir, özellikle toplumu etki altına almak, yönetmek ya da kontrol etmek isteyenler tarafından kullanışlı bir araç haline gelebilir- getirilebilir. Zihnin güvende kalma isteğiyle, olası tehdide karşı kaçınma eğilimi, mantığı devre dışı bırakır ve ortaya çıkan bu zihinsel açıklık ise manipülasyona açık olmak demektir ve kolaylıkla kötüye kullanılabilir.
İlkel davranışların ötesine geçebilmek ve gelişmiş insan olmanın yolu ise korkuyu yok saymaktan değil onu anlamaktan geçiyor. Durumlara karşı otomatik tepki vermenin ötesinde olmak, önce bir an durmak, düşünmek ve mantıkla – his arasında denge kurmak…
Dış mesajlara karşı sorgulayıcı bir tutumla yaklaşmak, “Ben şu anda korkutuluyor muyum?” sorusunu sormak ve farkındalıklı bakış ile davranış geliştirmek önemli. Korku, doğası gereği kontrol sağlamak isteyen kişi ve durumlar için güçlü bir araç ancak insan korkunun elinde bir oyuncağa dönüşmek zorunda değil. Çünkü bu içgüdüyü yöneten bir akıl ve bilinç de var.
Dilâra Efeoğlu
ASA, ISAR CAP
